Sessizlik yeni lüks mü?
Deniz manzarası satın almak bir lüks. Ama bugün asıl lüks, o manzarayı sessizlik içinde izlemek. Arzu Haksun, NTV.com.tr okurları için yazdı. Pandemi bize görünmeyen bir gerçeği yeniden hatırlattı. Sağlığımızı yalnızca yediklerimiz ya da spor alışkanlıklarımız belirlemiyor. Solud

Deniz manzarası satın almak bir lüks. Ama bugün asıl lüks, o manzarayı sessizlik içinde izlemek. Arzu Haksun, NTV.com.tr okurları için yazdı.
Pandemi bize görünmeyen bir gerçeği yeniden hatırlattı. Sağlığımızı yalnızca yediklerimiz ya da spor alışkanlıklarımız belirlemiyor. Soluduğumuz hava, yaşadığımız çevre ve maruz kaldığımız sesler de bedenimiz kadar zihnimizi şekillendiriyor. Belki de bu yüzden artık yaz tatillerinde en çok aranan şey daha büyük havuzlar ya da daha gösterişli plajlar değil. Sessizlik. Fakat paradoks tam da burada başlıyor. Çünkü insan, tarih boyunca hiçbir zaman sessiz bir canlı olmadı. Tam tersine, varlığını hep sesle kurdu. İlk ritimler av öncesinde tutuldu. İlk ninniler yazıdan çok önce söylendi. Tapınaklar, meydanlar, savaş alanları, şenlikler... İnsan toplulukları önce sesi paylaştı, sonra dili geliştirdi.
Yani mesele hiçbir zaman sessizlik olmadı. Mesele, hangi seslerle yaşadığımızdı. Bugün ise tarihte eşi benzeri görülmemiş bir ses çağında yaşıyoruz. Trafik, telefon bildirimleri, sosyal medya videoları, televizyonlar, havaalanları, alışveriş merkezleri, ekranlar…
Modern insan belki de hiçbir kuşağın duymadığı kadar çok ses duyuyor. Ama hiç olmadığı kadar az dinliyor. Çünkü dinlemek ile maruz kalmak aynı şey değil.
Psikoloji literatüründe son yıllarda giderek daha fazla kullanılan "duyusal aşırı yüklenme" (sensory overload) kavramı bunu açıklıyor. Beyin aynı anda onlarca işitsel uyaranı işlemeye çalışırken dikkatini, enerjisini ve duygusal dengesini korumakta zorlanıyor. Sorun yalnızca gürültü değil; anlam taşımayan seslerin hiç durmadan zihnimize dolması.
Fransız düşünür Jacques Attali, “Gürültü: Müziğin Ekonomi Politiği Üzerine” adlı kitabında çarpıcı bir tespit yapar. Ona göre ses, yalnızca estetik bir olgu değildir; toplumun nasıl değişeceğini gösteren en güçlü göstergelerden biridir. Gürültü, sadece işitsel bir kirlilik değil; yaşadığımız çağın ekonomik, kültürel ve siyasal düzeninin de bir yansımasıdır.
Belki de bugün bu kadar çok gürültü üretmemizin nedeni, hiç olmadığı kadar hızlı, tüketim odaklı ve sürekli dikkat talep eden bir dünyada yaşamamız. Bu nedenle yaz geldiğinde deniz kıyısına, ormana ya da dağlara gitmek yalnızca bir tatil tercihi değil. Aslında başka bir ses evrenine geçme isteği. Çünkü doğada yalnızca manzara değişmez. Akustik çevre de değişir.
Dalgaların ritmi, rüzgârın yapraklarla kurduğu ses ilişkisi, kuşların birbirine bıraktığı çağrılar... Bunlar rastgele sesler değil. İnsan beyninin yüz binlerce yıldır birlikte evrimleştiği doğal akustik miras. Nörobilim araştırmaları, doğa seslerinin kortizol düzeyini azaltabildiğini, dikkati yeniden toparladığını ve sinir sistemini parasempatik moda geçirmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Beyin bu sesleri tehdit olarak değil, güven sinyali olarak algılıyor.
Etnomüzikoloji açısından baktığımızda da ses yalnızca fiziksel bir titreşim değil. Ses, kültürdür. Her toplum yaşadığı coğrafyanın sesini üretir. Karadeniz'in hırçın iklimi müziklerinde ritimlerine yansır, bozkırın üflemeli çalgıları, çölün uzun ezgileri ya da deniz uygarlıklarının melodilerine bu açıdan bakmak gerekir... Coğrafya sadece müziği değil, insanın duygu dünyasını da biçimlendirir. Belki de bu yüzden yaz mevsiminde sadece kıyafetlerimiz değişmez. Dinlediğimiz müzikler de değişir. Çünkü beynimiz mevsimin akustiğine uyum sağlar.
Bugün dünyanın birçok yerinde sessiz oteller, quiet travel rotaları (sessizlik turizmi) ve dijital detoks kamplarının yükselişi tesadüf değil. İnsanlar sessizlik satın almıyor. Zihinlerini yeniden duyabilecekleri bir ses ortamı arıyor. İşte tam da bu nedenle Ses Diyeti kavramı var. Nasıl bedenimizi neyle beslediğimiz önemliyse, beynimizi hangi seslerle beslediğimiz de en az o kadar önemli. Çünkü ses yalnızca kulağımızdan geçmez. Hafızamıza yerleşir. Duygularımıza dokunur. Kararlarımızı etkiler. Belki de bu yaz kendimize sormamız gereken asıl soru şu:
Valizimize ne koyduğumuz değil, zihnimizde hangi sesleri taşıdığımızı biliyor muyuz? Çünkü bazen insanı dinlendiren şey sessizlik değildir. İnsan olmayı yeniden hatırlatan seslerdir.
Kaynak
NTV Yaşam